Seninle Başlamadı

Mark Woynn

Mark Woynn, bilemediğimiz ve acı çekmemize sebep olan çözülmemiş travmalarla bizi atalarımıza derinden bağlayan yolları aydınlatma konusunda derinden bir anlayış sağlıyor. Tarihin bize nasıl bir kimlik verdiğini anlamamızı sağlayarak aile bağlarının ve bugün ne yaşadığımıza etkilerinin farkına varmamıza yardım ediyor. Nörobilimleri ve psikodinamik düşünmeyi birleştiren ‘Seninle Başlamadı’, üst düzeyde faydalı bir araç kutusu gibi, kendinize yardım etmenize ve güçlü içgörülere sahip olabilmenize yardımcı olabilir.


Duygusal Zeka

Daniel Goleman

'IQ' ile ölçülen zeka, insanların okul ve iş yaşamındaki başarısını belirleyen değişmez bir etken midir? Öyleyse, neden yüksek IQ'lu çocuklar, ortalama IQ'ya sahip arkadaşlarına göre hayatta daha başarısız olabiliyor? Dr. Daniel Goleman, psikoloji alanında çığır açan bu kitabında, 'EQ'nun 'IQ'dan daha önemli olduğunu kanıtlıyor. 'Duygusal zeka'yı, özbilinç, azim, dürtülerini frenleme, başkalarının duygularını paylaşabilme gibi özellikleri içeren bir zeka olarak tanımlıyor. Araştırma bulgularına göre, duygusal zeka yoksunluğu, kişinin aile yaşamından mesleki başarısına, toplumsal ilişkilerinden sağlık durumuna kadar birçok alanda çok kötü sonuçlar doğurabiliyor. Ancak, Dr. Goleman'a göre, duygusal zeka doğuştan gelen bir özellik değil. İnsan beyninin yapısı dolayısıyla, çocuklukta alınan duygusal dersler, yaşam boyunca davranış tarzını belirliyor. Başta eğitimciler ve ana-babalar olmak üzere, herkesin ufkunu açan bu kitabın çok önemli bir toplumsal mesajı da var: Demokrasinin topluma ne ölçüde mal olduğu, bireylerin duygusal zeka düzeyiyle doğrudan bağlantılı.


Kadınların En Güzel Tarihi

Michelle Perrot , Françoise Heritier , Sylviane Agacinski, Nicole Bacharan

Kadın olmak ne demektir? Bir kadın olarak erkekler dünyasında nasıl yaşanır? Bu sorunun yanıtı her çağda değişiyor. Değişmeyen şey ise önyargılar: Kadın cinsi zayıftır; “İkinci cinstir”; erkekten aşağıdır; hükmedilen boyun eğendir. Kadın doğasının özgürce yaşanabildiği huzurlu bir dönem oldu mu hiç? Büyük büyük anneannelerimiz, aşklarını ve anneliklerini nasıl yaşıyorlardı? Erkekler eşlerinin karnını denetimleri altına almayı ilk ne zaman akıllarına koydular? Çağlar boyunca kadınlar, çocukluklarını, ergenliklerini, olgun yaşlarını ve yaşlılık yıllarını nasıl geçirdiler? Onlara ne gözle bakıldı? Bir yanda tüp bebek uygulamaları yapılırken bir yanda “namus” cinayetlerinin işlenebildiği günümüzün çelişkili dünyasında bu konuda neredeyiz peki? İşte kadınların büyük romanı karşınızda! Dört istisnai kadın, birçok fikrin ortaya atıldığı gözü pek sohbetlerde, mesleki terimlerden uzak yalın bir dille, tabuları yıkarak anlatıyorlar kadınlığın tarihini… Kuşaklar boyunca krallar, din adamları, babalar ve kocalar tarafından dayatılan ahlaki, sosyal ve cinsel baskılara karşı verilen sessiz savaş, uzun ama henüz sona ermemiş bir yürüyüş burada anlatılan. Bugün bile toplumda, aile içinde, çiftlerin beraberliğinde, yatak odalarının mahremiyetinde yaşananlar, eskide kaldığı iddia edilen önyargılardan gerçekten de uzak mı?


Kadın Beyni

Dr. LouannBrizendine

Her beyin kadın doğar Bazıları erkek büyür Aslında her insan hayatına kadın beyniyle başlar. Dişi, doğanın başlangıç halidir. Ancak hamileliğin 8. Haftasından sonra testosteronun iletişim merkezine yayılmasıyla bu üniseks beyin erkek beynine dönüşür. Bu süreçte saldırganlık ve cinsellik hücrelerinde de artış görülür. Testosteron seli gerçekleşmezse, kadın beyni değişmeden büyümesini sürdürür ve hücreler iletişim ve duygusal gelişim merkezlerinde yoğunlaşır. Peki, bu farklılaşma neleri etkiler? Nöro-psikiyatr Dr. Louann Brizendine bu etkilerden bazılarını şöyle sıralıyor: - Kadınlar günde 20.000, erkeklerse 7.000 kelimeyle konuşur. - Seks düşüncesi bir kadının beynine gün aşırı uğrarken erkeklerin neredeyse hiç aklından çıkmaz. - Kadınlar, erkeklerin hiç hatırlamadığı kavgaları asla unutmaz. - Bir erkek, karşısındaki insan ağlamadıkça ya da çok üzgün görünmedikçe onun neler hissettiğini anlayamazken, bir kadın ufacık bir mimik ya da bakıştan karşısındakinin ruh halini çözebilir. “Hayatı futbol, kanepe ve seks üçgenine sıkışmış biri ne kadar karmaşık olabilir ki?” Mansur Forutan- Akşam “Brizendine , kitabında kadın beyninin Macintsh, erkek beynininse PC olduğunu anlatıyor.” Serdar Devrim- Hürriyet


Erkek Beyni

Dr. LouannBrizendine

“ O Aslında Sorun Yaratan Değil, Sorun Çözen Makine” Dr. Louann Brizendine, Kadın Beyni adlı çok satılan kitabın devamı niteliğindeki bu eserinde, erkek zihniyeti ve davranışlarının ardında yatan beyinsel aktiviteleri açıklıyor ve erkek beyniyle ilgili en son bilimsel bulguları sunuyor. Erkek beyni; - Sorun çözmek için tasarlanmış bir makinedir. - Bir sorunla karşılaştığında çözüm bulmak için duygusal yapıları değil analitik yapıları kullanır. - Rekabet ettikçe gelişir; sert oynar; hiyerarşi konusunda takıntılıdır. - Seksle ilgili bölümü kadın beynine kıyasla 2,5 kat daha büyüktür. Bilimsel bulguları son derece anlaşılır, basit bir dille anlatan bu kitapta aklınızı kurcalayan pek çok sorunun yanıtını bulacaksınız: - Erkek bebeğinizle göz teması kurmakta neden zorlanıyorsunuz? - Küçük oğlunuz neden oturmak bilmiyor? - Ergenlik çağına girmiş oğlunuzla iletişim kurmak neden size bu kadar güç geliyor? - Genç yetişkin erkekler neden seksten başka bir şey düşünmüyor? - Yetişkin erkekler neden hiyerarşiyi takıntı haline getiriyor? - Olgun erkekler neden daha anlayışlı ve yumuşak? Erkekleri anlamak isteyen kadınlar ve kendilerini daha iyi tanımak isteyen erkekler bu kitabı mutlaka okumalı.


Felsefe Terapisi

Prof. Lou Marinoff

Yaşam boyu karşılaştığımız sorunlarla baş etmek için her birimizin kendine özgü yöntemleri var. Kimimiz sıkıntılarımızı bir dostla paylaşarak, kimimiz profesyonel yardım kapılarını aşındırarak, kimimiz ise sorun ya da durum ortadan kalkana kadar alıcılarımızı kapatarak beklemeyi seçeriz. Felsefe Terapisi, yaşamımızın önemli sorunlarına farklı yaklaşımları tarih boyunca dünyanın dört bir tarafında yaşamış büyük filozofları ve felsefeleri ele alarak gösteriyor. Kitap, aşk ilişkileri, ahlaki yaşam, ölüm kavramı ile başa çıkma, meslek değişikliği, anlam ve amaç arayışı gibi herkesin karşılaştığı sorunlara değiniyor. Tabii ki her sorunun çözümü yoktur, ancak yaşamımızı sürdürebilmek için sorunu bir şekilde kontrol altına almanız gerekir. Felsefe Terapisi, size, soruna çözüm bulma veya o sorunla başa çıkma gibi iki yoldan biriyle yardımcı olabilir. Giderek daha meydan okuyucu hale gelen bir dünyada, patoloji odaklı sahte tıp yaklaşımları yerine dürüstlük ve kendini gerçekleştirmenin verdiği tatmin duygusuyla yaşama konusunda yardıma yönelik ve zamanın sınavından geçmiş bilgelikler sunacaktır. Bu kitap hem kendi felsefenizi berraklaştırmak için ihtiyacınız olan bütün bilgileri verecek hem de kendi içsel düşünüşünüzü veya bir arkadaşla diyaloğunuzu nasıl yürüteceğiniz konusunda yol gösterecektir. Size burada, her seçeneği düşünecek kadar köktenci ama doğrusunu seçecek kadar öngörülü olmanın yollarını göstereceğim.


Cinselliğin Şafağı

Christopher Ryan / Cacilda Jetha

“Altmış iki yaşında bir dulum ve bunu hayatım boyunca okuduğun en önemli kitaplardan biri olarak görüyorum. Keşke bu bilgiyle hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim.” - Bir okuyucu Tarih öncesi Afrika çayırlarından günümüzün çağdaş yatak odalarına cinsel yaşam! Neden kadınlar ve erkekler olarak arzularımızda, fantezilerimizde, cinsel davranışlarımızda birbirimizden bu denli farklıyız? Son zamanlarda niye birbirimize daha sık ihanet ediyor, boşanıyor ya da evliliği seçeneklerimiz arasında tamamen çıkarıyoruz. Niçin bu kadar çok evlilikte tutku hızla buharlaşıp uçuyor? Arzu neden ölüyor? “Bu kitap seks hakkında bildiğinizi düşündüğünüz, her şeyi alt üst ediyor. Çok eğlenceli bir anlatımla, çoğumuzun hep şüphe duyduğu o şeyin altındaki bilimselliği keşfe çıkıyor: İnsanların doğal olarak tek eşli olmadığı olgusunun.” -Julie Holland,M.D., Weekends at Bellevue kİtabının yazarı Bu tartışma yaratan, kışkırtıcı ve zeka dolu kitap, cinsellik hakkında bildiğimiz neredeyse her şeyi çürütüyor. “Biz kadınların doğal olarak fahişe oldukları kanaatinde değiliz…Bilakis, azgın şıllıklar onlar ve bunu da iltifat ederek söylüyoruz! Başka bir deyişle kadınlar ve erkekler aynı sebepten ötürü seks yapmak üzere evrimleşmiştir; bu hoşlarına gittiği için! Seks onlara kendilerini iyi hissettirir. Erkeklerden bir şey elde etmeye çalıştıkları için yapmazlar bunu.” Christopher Ryan ve Cacilda Jetha. Cinselliğin Şafağı’nda , sıklıkla gözden kaçırılan antropoloji, arkeoloji, primatoloii , anatomi ve psikoseksüaliteden sundukları kanıtları bir noktada birleştirerek, tek eşliliğin aslında insan doğasına ne kadar uzak olduğunu anlatıyor. Yazarlar insan cinselliğinin tarihi köklerini açığa çıkarırken, doğuştan gelen sevgi, dayanışma ve fedakarlık kapasitemiz ile aydınlanacak daha iyimser bir geleceğe de işaret ediyor. “Cinsellikle birincil olarak orgazmla ilgili değildir. O kadar çok insan bunları birbirine karıştırıyor ki. Bizim kitabımız büyük ölçüde seksle ilgili olmakla birlikte tespit etmeye çalıştığımız temel noktalardan biri de çoğumuzun seksi gereğinden fazla ciddiye aldığı. Sakinleşmeye ihtiyacımız var bizim. Müzik gibi seks de kutsal olabilir ama her zaman öyle olması gerekmez.”


Neden Psikanaliz?

Roger Perron

Psikanaliz nedir? Bazıları bunun tam anlamıyla bir devrim, bazıları ise, artık daha modern teknikler sayesinde aşılmış sözde bir bilim olduğunu söylüyor. Bazıları mucizeler yarattığını söylerken, bazıları ise zararlı yanılsamalardan öteye geçmediğini ileri sürüyor. Kimdir bu psikanalistler? Psikanaliste gitmeye karar verirsem, nasıl biriyle karşılaşacağım acaba? Gerçekten her şeyi söylemem mi gerekli? Peki, ya o neler söyleyecek bana? Psikanaliz tedavisi denilen şey nasıl oluyor ki? Gerçekten bir tek cinsellikten mi konuşuluyor? Ya aktarım ne demek? İşin sonunda daha da berbat bir yabancılaşma yaşar mıyım acaba? Niye bir de üstüne para vereyim ki? Anneler, babalar hep suçlu mu acaba? Vb. vb. Bu sorunların hepsi de son derece yerinde. İşte, bu kitap bütün bu sorulara yanıt veriyor; açık-seçik, kısa, ama kesin yanıtlar. 20. Yüzyıl boyunca insan bilimlerine damgasını vurmuş bir alanı daha iyi anlayabilmek için okunması gereken bir kitap. Psikanaliz tedavisinin temellerini anlamak, bu tedavinin genel özelliklerini kavramak isteyenlere seslenen bir kitap.


Akış

Mhaly Csikszentmihalyi

Her yıl, iyi görünme, zengin olma ya da özgüven geliştirme yollarını anlatan yüzlerce kitabın yayımlandığını görüyoruz. Bu kendini geliştirme kitapları, kısa vadede okura yardımcı olabilse de, büyük olasılıkla doyurucu sonuçlar vermiyor, çünkü yaşam niteliğini artırmak için fazla bir şey yapmıyor. Peki insanların yaşamaktan zevk almaları için gereken nedir? Yaşamı değerli kılan içsel yaşantılar nelerdir? Mihaly Csikszentmihalyi, yirmi yılı aşkın bir süredir “üst düzey yaşantı” durumlarını, yani insanların yoğunlaştıkları ve yaptıkları işten derin bir zevk aldıklarını bildirdikleri zamanları araştırmaktadır. Bu araştırmalar, yaşantıyı gerçek anlamda doyurucu yapan şeyin, akış adı verilen bir bilinç durumu olduğunu ortaya çıkarmıştır; akış, insanın dikkatini odakladığı bir etkinlikte kendini kaybetmesine neden olan bir yoğunlaşmadır. Herkes zaman zaman akış yaşar ve akışın özekliklerini bilir. Akış durumunda insanlar güçlüdürler, dikkatlidirler, çaba harcamaksızın durumun denetimini ellerinde tuttuklarını ve yeteneklerinin doruğunda olduklarını hissederler. Zaman duygusu da , duygusal sorunları da ortadan kalkmıştır; sanki ve nefes kesici bir aşkınlık duygusu yaşarlar. Akış: Üst Düzey Yaşantının Psikolojisi, kendimize zorluklar belirleyerek, yani yeteneklerimize göre fazlasıyla zor ya da fazlasıyla kolay olmayan görevler seçerek, bu zevk veren durumu şansa bırakmaksızın nasıl denetleyebileceğimizi anlatıyor. Böyle hedeflerimiz olduğunda, bilince giren bilgiyi denetler ve böylece yaşamlarımızın niteliğini yükseltiriz. Akışın, önümüzdeki onyılda en üretken psikolojik araştırma alanlarından biri olması beklenmektedir. Akış; Üst Düzey Yaşantının Psikolojisi, bu dikkate değer konuya ideal bir giriş yapıyor ve okurlarını günlük yaşamın gerçek zenginliğini keşfetmeye götürüyor.


Evinizdeki Terapist

Dennıs Greenberger

Evinizdeki Terapist dünyanın her yanında okuyucular tarafından heyecanla karşılanmıştır; çünkü dünyanın en hızlı gelişen psikoterapi yaklaşımı olan kognitif terapiyi kişiselleştirilebilir, anlamlı ve pratik bir şekilde tanıtmaktadır. Günlük hayatta karşılaşılan sıradan sorunlardan, panik ataklara ve klinik depresyon gibi daha ciddi sorunlara kadar birçok sorunla karşılaşan kişiler bu anlaşılması kolay kitabı terapilerinin bir parçası olarak ya da kendi sorunlarını anlamak ve çözmek, aynı zamanda rahatsızlığın tekrarını önlemek için tek başlarına kullanabilirler. Kognitif terapi, birçok psikolojik ve psikiyatrik bozukluğun tedavisinde kullanılan bir psikoterapi yöntemidir. 1960 yılında Dr. Aaron T. Beck tarafından keşfedilmiş ve geliştirilmiş; halen dünyanın birçok yerinde terapistler tarafından uygulanmaktadır. Son yıllarda birçok psikolojik ve tıbbi sorunlarda başarı ile uygulanmıştır. 1977 yılından beri birçok çalışma kognitif terapinin geçerliliğini ve etkinliğini onaylanmıştır. Amerikalı ve dünya genelindeki araştırmacıların bulguları bu terapinin geniş yelpazede birçok psikolojik ve psikiyatrik bozukluklarda kullanımını desteklemektedir. Ayrıca birçok tıbbi sorunda da yardımcı ve etkin olduğu anlaşılmıştır.


Ölüm ve Ölmek Üzere

Elisabeth Kübler Ross

Tanıdığımız en güzel insanlar hezimeti, acıyı, mücadeleyi, kaybetmeyi bilen, en dibe batsa da yüzeye çıkmanın yollarını bulanlardır. Bu insanlarda onları şefkatle, anlayışla ve derin sevgiyle dolduran minnettarlık, hassasiyet ve yaşam algısı vardır. Güzel insanlar bir anda güzel olmazlar. İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Bundan 40 yıl önce Ölüm ve Ölmek üzerine adlı kitapta yer alan beş aşamalı model, günümüzde artık sadece ölüm karşısında tutum için değil, hayatta başımıza gelen önemli her tür değişiklik için uygulanıyor. Tarihte eşi ya da bir benzeri olmayan bu kitap tüm insanlara kendi derinliklerinden ışık tutarak gerçek özgürlüğün yolunu gösteriyor. Her kitaplıkta bulunması, altı çizilerek defalarca okunması gereken bir kitap.


SAPIENS (İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi)

Yaval Noah Harari

Yaklaşık 13,5 milyar yıl önce, Big Bang olarak adlandırdığımız bir şeyle madde, enerji, zaman ve uzay ortaya çıktı. Evrenimizin bu temel özelliklerinin hikayesine fizik diyoruz. Bunların ortaya çıkışından yaklaşık 300 bin yıl sonra madde ve enerji, atom adını verdiğimiz daha karmaşık yapılar ortaya çıkardılar, bunlar da zamanla birleşerek molekülleri oluşturdu. Atomların, moleküllerin ve aralarındaki etkileşimin hikayesine kimya diyoruz. Yaklaşık 3,8 milyar yıl önce, Dünya adı verilen gezegende, bazı molekülleri organizma adı verilen oldukça geniş ve karmaşık yapılar oluşturdu. Organizmaların hikayesine biyoloji diyoruz. Yaklaşık 70 bin yıl önce, Homo Sapiens’e ait organizmalar, kültür adını verdiğimiz daha da karmaşık yapılar oluşturdular. Bunu takip eden insan kültürlerinin gelişimine tarih diyoruz. Tarihin akışını 3 önemli devrim şekillendirdi: Yaklaşık 70 bin yıl önce başlayan Bilişsel Devrim, 12 bin yıl önce bunu hızlandıran Tarım Devrimi ve tarihi sona erdirip bambaşka bir şey başlatabilecek , yalnızca 5 bin yıl önce başlayan Bilimsel Devrimi. Bu kitap, bu üç devrimin insanları ve diğer organizmaları nasıl etkilediğinin hikayesini anlatıyor.


Varolan Annenin Yokluğu

Jasmin Lee Cori

Hem kültürel hem de psikolojik düzeyde annelerimizle ilgili duygularımız genellikle değişken ve karmaşıktır. Anne ile çocuk arasındaki kadar karmaşık her ilişki hem sevgiyi hem de nefreti içerecektir. Genç çocukların çoğu, gereksinimleri ya da istekleri geri çevrildiğinde nefret duygusunu hisseder. Yine de bir çok çocuk bunu ifade etmeye cesaret edemez, anne ile bağlar çok kırılgandır, ve neredeyse her çocuk annesi için sevgi hisseder, bu sevginin üzeri örtüldügünde ya da duvarlarla çevrildiğinde bile… Bu kitapta annelik “yeterince” iyi anne, kötü annelik görmek, bağlanma, içteki çocuk, hikayeyi değiştirmek hakkında başlıklarla “verilmeyen/verilemeyen” sevginin telafisi hakkında pek çok şey bulacaksınız.


Merhamet Devrimi

Kemal Sayar

Merhamet Devrimi, aslında farklı disiplinden iki ayrı yazarın, Kemal Sayar ve Alperen Manisalıgil’in kendi bakış açılarının özgünlüğünü koruyarak aynı konuda yazdıkları iki kitaptan oluşuyor. Böylece merhamet kavramı pek çok boyutuyla daha geniş bir yelpazede tartışılıyor, bir yazarın açtığı pencereyi diğerininki genişletiyor. Onları birleştiren şey, zulmün ve tahripkâr kibrin panzehri olarak merhamet ve tevazuun insan ve toplumda yeniden hayat bulması gerektiğine duydukları inanç. Tabiatın hızla kirlendiği, insanın kendi yaşam kaynaklarını tahrip ederek neredeyse bir felaketi hızlandırdığı, iletişimin yerini teknolojik ekranlara bakmanın aldığı, anne babanın çocuğu çocuğun anne babayı duymadığı bir çağda merhamete çok ihtiyacımız var. Gelin önce kendi içlerimizde, sonra en yakın çevremizde bir merhamet devrimi yapalım. Sahih ve sahici olanı, sahte ve suni olanın yerine koyalım. İnsan kendini tüketmeden, göklerin kapısını aralayalım.


Felsefenin Tesellisi

Alain de Botton

Alain de Botton, Felsefenin tesellisinde, günlük yaşamın bize en acı veren sorunları için rahatlıkla felsefeye başvurabileceğimizi kanıtlıyor. Yazar, her bölümde bir filozofun yaşamında ve yazdıklarından yola çıkarak ayrı bir sorunu ele alıyor. Toplum tarafından kabul görmenin tesellisi Sokrates’te yeterince paraya sahip olamamanın tesellisini Seneca’da, kendini yetersiz hissetmenin tesellisini Montaigne’de, kırık bir kalbin tesellisini ise Schopenhaver’da buluyor. Başkalarının yaşantısını kıskanarak acı çekenlere Nietzsche’yi öneriyor. Her satırı zekice söylenmiş sözlerle dolu bu kitap, hem gündelik yaşamımızda kendimizi daha iyi hissetmemizi, hem de bilgelik üzerine yeniden düşünmemizi sağlıyor. Alain de Botton’un önerilen diğer kitapları - Mutluluğun Mimarisi - Romantik Hareket - Bakmak ve Görmek - Aşk Üzerine - Ateistler için Din - Statü Endişesi


İnsanın Anlam Arayışı

Vıctor Frankl

20. yy’ın önde gelen psikiyatırlarından Victor Frankl, otuzun üzerinde yabancı dile çevrilen ve tüm dünyada 12 milyondan fazla satan bu kitabında, İkinci Dünya Savaş’ında bir toplama kampında yaşadığı deneyimleri eşliğinde, anlam arayışını anlatmaktadır. Okurlar, Frankl’in tasvir ettiği toplama kampının dünyayı daha büyük bir hapishane olarak kavramamızı sağlayacak parlak bir metafora dönüştüğünü fark edecektir.


Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek

Irvin Yalom

Ölümlülük düşüncesi, tarihin başından beri peşimizi bırakmaz. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söyler: “Varoluşumuz, büyüyüp gelişeceğimiz ve kaçınılmaz bir şekilde ölüp yok olacağımız bilgisiyle gölgelenir… Yüreğim umutsuzluk içinde. Ölümden korkuyorum.” Gılgamış hepimiz adına konuşuyor. O’nun ölümünden korktuğu gibi hepimiz korkarız, her erkek , kadın ve çocuk ölümden korkar. Bazılarımız için ölüm korkusu genelleşmiş bir huzursuzluk şeklinde dolaylı olarak kendini gösterir ya da başka bir psikolojik bozukluk kılığına girer. Son derece kişisel olan bu kitabı I. Yalom, ölüm korkusuyla verdiği mücadele sırasında öğrendiklerinden yola çıkarak hazırlamış. Ölümle siz yüzleştiniz mi? Irvin Yalom, okuyucularına ölümle korkmadan yüzleşmenin yollarını hastalarıyla seanslarında edindiği deneyimler yardımıyla biz okuyucularına aktarıyor. Irvin Yalom’un Diğer kitapları - Nietzchze Ağladığında - Annem ve Hayatın Anlamı - Varoluşçu Psikoterapi - Divan - Aşkın Celladı - Her gün Biraz Daha Yakın